Alfred Adler’in bu sözünden hareketle insan, erdem ve hikmet üzerine düşünceler.
Güzel insan,
Hiç düşündün mü, hayatımızda yaşadığımız sorunların ne kadarı gerçekten dışımızdaki koşullardan, ne kadarı insanlarla kurduğumuz ilişkilerden kaynaklanıyor?
Bazen bir söz incitir bizi, bazen görmezden gelinmek, bazen haksızlığa uğramak… Kimi zaman anlaşılmadığımızı düşünür, kimi zaman da başkalarını anlamakta zorlanırız. Bir bakarsın küçücük bir anlaşmazlık, günlerce zihnimizi meşgul eder. Oysa yaşadığımız olaydan çok, o olaya yüklediğimiz anlam ve verdiğimiz tepki yorar bizi.
Alfred Adler’in şu sözü tam da burada düşünmeye değer:
“Bütün sorunlar, kişiler arası ilişkilerle ilgili sorunlardır.”
Adler, insanı yalnız başına ele almaz. Ona göre insan, toplumsal bir varlıktır. Kendini tanıması, değer duygusu geliştirmesi, amaç edinmesi ve hayata anlam vermesi büyük ölçüde başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde gerçekleşir.
Bu bakımdan insanın yaşadığı pek çok sıkıntının arkasında anlaşılma, kabul görme, değerli hissetme, ait olma ve adalet beklentisi bulunur.
Ancak güzel insan, bu sözü her sorunun tek nedeninin insan ilişkileri olduğu şeklinde anlamamalıyız. Hastalıklar, ekonomik güçlükler, doğal olaylar ve hayatın kaçınılmaz gerçekleri de vardır. Adler’in sözünü değerli kılan, bütün bunların ötesinde bize insan ilişkilerimizin hayatımızdaki belirleyici yerini hatırlatmasıdır.
İnsan çoğu zaman kendisini iyi giden ilişkilerinde değil, zorlandığı anlarda tanır.
Birisi bizimle aynı düşünmediğinde ne yaparız? Haksızlığa uğradığımızda nasıl davranırız? Başkasının başarısını kendi başarımız kadar içtenlikle karşılayabilir miyiz? Bizi anlamayan birini anlamaya çalışacak kadar sabırlı mıyız?
İşte bu sorular, yalnızca başkalarıyla ilişkilerimizi değil, kendi karakterimizi de ortaya koyar.
Adler’in düşüncesinde önemli bir yer tutan toplumsal ilgi, insanın yalnızca kendisini düşünmeden, başkalarıyla iş birliği içinde yaşayabilmesidir. Fakat bu, herkesi memnun etmek, her haksızlığa katlanmak veya kendi ihtiyaçlarımızı yok saymak değildir.
İyi insan olmak, her şeye evet demek değildir. Bazen hayır diyebilmek, bazen mesafe koymak, bazen de haksızlık karşısında sesini yükseltmek gerekir.
Çünkü anlayış göstermek kadar sınır koymak da erdemdir.
Erdem, doğru davranışı doğru zamanda gösterebilmektir
Güzel insan, erdemli olmak yalnızca iyi niyetli olmak değildir. İyi niyetin yanına aklı, ölçüyü ve muhakemeyi de koyabilmektir.
Cesaret her zaman öne atılmak değildir; bazen sabırla bekleyebilmektir.
Hoşgörü her şeyi kabullenmek değildir; bazen yanlışın karşısında durabilmektir.
Yardımseverlik herkesin yükünü üstlenmek değildir; bazen insanın kendi sorumluluğunu taşımasına imkân vermektir.
Adalet, yalnızca başkalarına karşı değil, kendimize karşı da adil olmayı gerektirir.
İnsan bazen başkalarını kırmamak için kendisini incitir. Bazen bir ilişki bozulmasın diye haklı olduğu konuda susar. Bazen de haklılığını kanıtlamak uğruna karşısındakini anlamayı bırakır.
Oysa erdem, bir uçtan diğerine savrulmak değil, ölçüyü bulabilmektir.
Hikmet, ne zaman yaklaşacağını ve ne zaman duracağını bilmektir
Hikmet sahibi insan, her şeyi bildiğini iddia eden insan değildir. Bilgisinin sınırlarını bilen, acele hüküm vermeyen, olayları farklı yönleriyle değerlendirebilen insandır.
Hayatta her zaman kesin cevaplarımız olmayabilir. Bazen karşımızdakinin niyetini bilemeyiz, bazen bir olayın bütün yönlerini göremeyiz. Böyle zamanlarda hemen hüküm vermek yerine düşünmek, anlamaya çalışmak ve kendimize şu soruyu sormak gerekir:
Ben bu durumda nasıl davranırsam hem kendime hem de karşımdakine karşı adil olmuş olurum?
İşte muhakeme burada başlar.
Hikmet, öfkelendiğimizde öfkemizin bizi yönetmesine izin vermemek; haklı olduğumuzda bile ölçüyü kaybetmemektir. Birini anlamaya çalışırken kendimizi unutmamak, kendimizi korurken de başkasının hakkını çiğnememektir.
Bence insanın olgunlaşması biraz da bu dengeyi kurabilmesine bağlıdır.
İyi bir hayat, iyi ilişkiler kurabilme sanatıdır
Güzel insan, hayatımız boyunca pek çok insanla karşılaşacağız. Kimi bizi anlayacak, kimi yanlış anlayacak. Kimi yanımızda duracak, kimi bizi hayal kırıklığına uğratacak. Herkesle aynı düşüncede olmamız, herkesi sevmemiz veya herkes tarafından sevilmemiz mümkün değil.
Önemli olan, bütün bu karşılaşmaların içinde nasıl bir insan olarak kalabildiğimizdir.
Adler’in sözü bize önemli bir kapı açıyor: İnsan, başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde hem kendisini tanır hem de hayatını biçimlendirir. Fakat bu ilişkilerin niteliğini belirleyen yalnızca karşımızdaki insanların davranışları değildir; bizim seçimlerimiz, tutumlarımız ve değerlerimiz de belirleyicidir.
Belki de erdemli yaşamak dediğimiz şey tam olarak budur: Başkasına anlayış gösterirken kendimize haksızlık etmemek, sorumluluk alırken başkasının sorumluluğunu elinden almamak, adalet ararken merhameti, merhamet gösterirken de adaleti unutmamak.
Çünkü güzel insan, hikmet yalnızca neyi bildiğimizle değil, bildiklerimizle nasıl yaşadığımızla ilgilidir.
Şimdi kendimize şu soruyu soralım:
Hayatımızdaki sorunların ne kadarını başkalarının davranışları, ne kadarını bizim o davranışlara verdiğimiz tepkiler büyütüyor? Ve biz, ilişkilerimizde haklı çıkmaya mı çalışıyoruz, yoksa daha erdemli bir insan olmaya mı?
Savaş Yalçınkaya
Yazar-Şair


Bir Cevap Yazın